7 Ağustos 2024 Çarşamba

bahçem

Bak bu benim bahçem.

Toprağını kontrol ettim önce. 

Ekim yaparım, tutar dedim içimden.

Bunu söylerken korktum tabii ki…

Ya ektiklerim çürür giderse diye.


İlk gün ışığıyla başladım çalışmaya.

Önce ayrık otlarını temizledim.

İşe yaramadığını düşündüğüm yeşillikleri attım kenara.

Çiçeklerim için güzel bir alan oluşturdum sonra.

Tohumlarımı tek tek özenle yerleştirdim toprağa.

Sevgiyle, gülümseyerek suladım her birini.

Çiçekler büyüdükçe ayrık otları da büyüyordu.

Ben ne kadar kökünden kesip atsam da bir yolunu bulup çıkıyordu ayrıkımsılar.

Ayrıkımsılar diyorum çünkü ne zaman işe yarayıp yaramayacaklarına kendileri karar veriyordu.

Keyiflerince büyüyor, benim çiçeklerimden faydalanıyor, sonra da toprağıma zarar veriyorlardı.

Onlara kızıp kenara atınca da “böyle bahçe mi olur” diyor, canımı sıkıyorlardı.


Zaman geçti, mevsim döndü.

Kışın açan çiçeğim göz kamaştırıyordu.

Şaka değil, gerçekten de.

Öyle ışık saçıyordu ki kendi gözü bile bulanıyordu parlaklığından.

Bu senin normalin çiçeğim, dert etme, yönünü güneşe çevir dedim. 

Güneşle büyü.


Yazın açan çiçeğim ise mevsimini bekliyordu.

Emin olamıyordum ondan.

Güneşle büyüyen çiçeğimin aksine geceleri konuşuyordu benimle.

Bazen konuşmuyordu.

Gözleriyle anlatıyordu büyüme çığlığını.

Ben ise bahçemi koruyup kollamanın telaşında görmüyordum olanları.

Toprağı kontrol et, ayrıkımsıları topla, güneşle sula, ay ışığıyla büyüt derken çiçeklerimle konuşmayı unuttum.


Güzel bahçem.

En güzel tohumlarımı serdiğim gökyüzüm.

Güneş’ im, Ay’ ım.

Artık konuşmak için daha fazla zamanımız var. 

Toprağımız sağlam, suyumuz temiz.

31 Aralık 2018 Pazartesi

Çocuk.

Güzel çocuğum,
Hep başka bir yere yetişmeye çalıştığım için, asıl varmak istediğim yerin neresi olduğunu göremeden geçtim yolları. Bundandır, o yollarda seni de görmeyip, üzerinden geçmem. 
Tane tane konuşmanı, benim dilimin ayarındaki sorularını duydum. Elinin nasıl işler olduğunu, titizlikle nasıl çalıştığını gördüm. Seni bugün özlemişim, gel sarılayım dedikten sonraki sıcak nefesini tenime de işledim.
Ben her şeyi gördüm, biliyorum. 
Sinirliyken seni nasıl hırpaladığımı, senin öfke nöbetlerinde seni nasıl korkuttuğumu da biliyorum. Ve çok saçma, tüm bunların seni, ömrün boyunca bırakmayacağını da.
Ağlayınca geçer sandığım her şey üzerime yapıştı, gitmiyor, geçmiyor. 
Gülüşüne mi sakladın beni? Ben bulamıyorum kendimi.
‘Çok yorgunum’ dediğim ne kadar an varsa, şu an hepsinden daha yorgunum. Ben çiçek büyütemem ki insan büyüteyim!
Lohusa bunalımına bile 4 yıl sonra girdim!
Seni yine karnıma alsam geçer belki... birlikte oluruz her an. Böylece endişe duymam soluğundan. Canından haberim olur. Kim bilir gün içinde neye ağlıyor, gülüyorsun. Yaşadıkların seni mutlu ediyor mu? Karnın doyuyor mu? Üşümüyor, terlemiyorsun değil mi?
Ben yürüdüğün ilk günü bile göremedim. Bu yüzden yolda yürürken seni itip, sarsmalarım. İlk lokmanı hangi kaşıkla verdik, ne yemiştin, bilmiyorum.
‘Anne’ olmak için yeterli sıfatlara sahip miyim sence? Buna ‘insan’ desek de olmaz mıydı?
Güzel çocuğum,
İnsan olan, insan sever.
Sevgimin sınırı yok. Bu yüzden ayarsızım. Bu yüzden hırçınım. Bu yüzden bahanelerim çok. 
Kendi doğrumu buldum ben. Çok küçüktüm o zaman, doğrunun ne olduğunu bilemeyecek kadar. Sonra zaten nasıl büyüdüm anlamadım, senin kahkahalarını duyana kadar.
Çok güzel gülüyorsun çocuk. Yarın da yaşıyım, duyayım bu sesi diyorum. Sonra bi daha, bi daha yarın. Eksilme hayatımdan çocuk. Ben seninle tam oluyorum. Nefesin bana ışık veriyor, yolumu görüyorum. Hatırlat bana kendini, kendimi. Ne olduğumu göreyim. Göreyim ki geçtiğim yollarda birlikte yürüyelim, sıkıca tutayım elinden. 
Sen gül çocuk.
İnsanlığımın, anne evrimindeki boyutu beni korkutuyor. Adıma anne denmesi kadar korkunç başka bir şey gelmiyor aklıma. Didar tek başına yeterli. İşte o zaman parktaki fıskiyenin altında birlikte ıslanabiliriz. Havuza atlarken koşabiliriz. Salıncakta sen beni sallayabilirsin. 
Çocuk, ben seni çok özlüyorum. Doyamıyorum sana. Birbirimize yeteceğimiz zamanlara... sabırla...

28 Kasım 2016 Pazartesi

iş-eş

Nasıl ki Sagopa'nın Kolera'sı, Şivan'ın Gülistan'ı var.
Müzik de hayat gibi eş'le güzel.
Hem iş hem ev eşim, seninleyim.

Mohsen Namjoo-Zolf bar bad made


19 Kasım 2016 Cumartesi

bana bir masal anlat baba

Merhaba İstanbul,
Uzun zaman oldu sana yazmayalı. Elim hep gitti kaleme ancak, gelmedi ikinci cümle. Yazamadım.
Bugün donuktu Ankara. Donuk suratlar, donuk binalar, donuk hayatlar...
Dünden ve önceki günden de bir farkı yoktu anlayacağın.
Seni gördüm rüyamda. O çok eğlendiğim, gülerken gözlerimin parladığı semtindeydim.
Sabah evden çıkarken bugün ne yaparım kaygısı olmazdı. Seninle yapacak bi şeyler muhakkak vardı. Akbil bitsin diye gezdiğim banliyö trenler bilir.
Sırf Karaköy vapurunun tostu daha güzel oluyor diye, Beşiktaş'a tramvayla gittiğimi nasıl unutursun.
Boğaziçi'ne gitmek için hep saçma bir bahanem vardı. "Dilan yarın toplantı karşıda, sabah geçmek zor oluyo, aksamdan gelsem, olur mu, dersin yok di mi" kendine yer yapan ama kardeşi de üzmeyen abla. Dur canım külahım şurda ona anlat :)
Tuna ve Serdar için zulada kalmış, etkisini yitirmiş esprilerimi anlatmam lazım. 5 yaşındaki bir çocuğun saçı nasıl kesilmez öğretmem lazım. Fatih pazarindan 5liraya aldığın karton ayakkabı eve gelince parçalanır, bunları öğren.
Özlüyorum. Neşemi, sevgimi, merhametimi özlüyorum. Sen de mi kaldı?
İhanet, yalan, hırs burada çünkü.
Sabah evden çıkarken "vapura yetişmeliyim" endişesi, yerini "bugün ihanet olmasın" korkusuna bıraktı.
Tek korkumun "ya iett mobili yanlış yüklediysem" olmasını isterdim.
Buradan erzurumdaki akrabalarina seslenen dügün.tv misali; tüm yanımda olmayanlara sesleniyorum: olduğunuz yerde kalın.

4 Ekim 2016 Salı

karınca

Bir gun karinca ekip yemeklerini yuklenmis, cukurlarina donuyormus. Cok calismislar o gun, hatta bir onceki gun ve hatta gectigimiz tum gunlerde.

Ellerindeki ekmegi eve ulastirmak ve ailece yemek icin acele ediyorlarmis. Iclerinden biri daha fazla acele etmis. Oyle ki, ekmek kirintilarinin etrafa sacildigini fark etmemis. Onun icin eve ulasmak ve sicak yuvasinda sevdikleriyle olmak her seyden onemliymis, ekmek kirintilarindan bile.

Sonra yanindaki daha sisman karinca seslenmis, hey, sen, yavasla, tum kirintilari etrafa saciyorsun. Boyle gidersen tependeki tum ekmek ucup gidecek. Hizli olmanin faydasi yok. Dinlememis onu, devam etmis yoluna. Sonucta buyuk parca tepesinde, kirintilari toplamak vakit kaybi olur. Hem belki bu kirinti ekmekler diger tembel karincalara fayda saglar.


Eve yaklastiginda sisman karincayi hatirlamis, soylediklerinin ne kadar gereksiz oldugunu fark etmis.


O evde ve ekmek tepesinde, kirintidan kime ne.

7 Mart 2016 Pazartesi

Emekçi Kadın

Kadın olduğumuz için sevdiler bizi.
Kadın olduğumuz için doğurduk.
Sonra kadın olduğumuz için öldük, öldürüldük.
Geçmiş, kadınları öldürmeye, yakmaya devam ediyor.
Vajinası olduğu için yok olmaya hak gördüğünüz kadınlar, bugün bir kez daha ölüyor.

19 Şubat 2016 Cuma

hamile kadın için ilk alışveriş

Hamile olduğunuzu öğrendiğiniz an, “yeni” hayatın düzenine ayak uydurmak isteyeceksiniz.

O çok güzel düşük bel kot pantolonlar, stiletto form ayakkabılar zamanla yerini bol elbiseler ve anatomik terliklere bırakacak. Çeşitli görsellerde karşımıza çıkan minik bir tulum ve eli karnında anne durumuna yaklaşık 20. haftalarda geçtiğim için, bebek alışverişi benim için 2.planda kaldı.

İlk alışverişim “hamile kadın şapkası”.

Çeşitli doktor-hastane serüvenlerimin ardından, çok sevdiğim bir yakınımın tavsiyesi ile Dr. Kemal Göl ile tanıştım. Boynundaki o altın kolyesi, kolundaki deri bileklikleri ile beni şaşırtmıştı. “Zengin kadın doğum doktorlarının” aksine spor giyimli, mütevazi, güler yüzlü bir adamdı. İlk muayeneme de TEKBAŞıma gitmem sebebiyle ben de onu şaşırtmıştım muhtemelen. Eşimin yurtdışı ve türlü iş yoğunlukları sebebiyle, bebeğimizle tanışması da 12.haftalara denk gelmişti.

Kemal Bey’ in tüm muayeneler boyunca söylediği 2 şey vardı:
      1.       Günde en az 3 litre su iç.
      2.       Gebeliğin yaz dönemine denk geldi. Şapka tak, güneş koruyucu krem sür.

Ben bu 2 kalemi harfiyen uyguladım. 3 litreyi kimi zaman 6 litre yaptım. Ama Kemal hoca ne dediyse yaptım. Ve kendime bu şapkayı aldım. İşe her ne kadar araçla gidiyor, kafama zerre güneş geçmiyor da olsa ben yine de bu şapkayla evden çıkıyordum.